100 TL ve üzeri tüm siparişlerinizde kargo ücretsiz!
0 Sepetim
Sepete eklendi
    Sepetinizde 1 ürün var
    Sepetinizde 1 ürün var
    Toplam
    Alışverişi Tamamla Alışverişe Devam Et

    Garage Blog — Ahmet Cobain

    Blog Menüsü
    Garage Studio’da İki Yepyeni Renk 

    Garage Studio’da İki Yepyeni Renk 

    Garage Hair Repair Studio’nun menüsüne sürekli farklı renkler eklemekten yana değilim. İsteğim güncel trendlerden bağımsız, çok daha zamansız ve uzun dönem menüde kalmaya layık renk karışımları ortaya çıkarmak.  

    Desert red, kurşuni, espresso gibi renkler hep bu düşüncelerle menüye katıldılar ve hala popülerliklerini, güncelliklerini ayrı ayrı sürdürüyorlar. İşte son dönemde iki yeni renk üzerinde çalıştım ve artık tüm Garage Studio’larda ikisini de talep edebilirsiniz.  

    “Aphrodite” ile Yepyeni Bir Kumral Yorumu 

    Biliyorsunuz son dönemde moda dünyasında 1990’ların dönüşü diğer tüm trendlere oranla daha yoğun olarak hissediliyor. Yani geçici bir trend değil de 90’lar daha uzun süreler farklı yönleri ile bizimle olacak gibi, ana akım gibi duruyor. Tabii modanın bir yansıması da güzellik trendlerine oluyor. Müşterilerimizin son dönemde bana en çok sordukları 90’larda revaçta olan doğal, orta kumral tonlar. Anlatmak istedikleri o günlerde popüler olan fındık kabuğuna yakın bir ton. Ama günümüzde sadece fındık kabuğu tonuna boyanmış bir saç çok tek boyutlu kalır. Halbuki ben her zaman farklı ışıltıları, soğuk ve sıcak alt tonları iç içe katarak daha yaşayan, natürel tonlar yaratmak arayışındayımdır. İşte bu arayış sonucunda Aphrodite isimli rengi menümüze ekledik. Fındık kabuğundan esinlenen ama onun daha boyutlusu Aphrodite. İç mekanda az ışıkta soğuk duran, gün ışığında ise sıcak ve sağlıklı bir parlamaya sahip yepyeni bir yorumu. Aphrodite renginin en güzel yanlarından biri saçını bir dönem iki renk kullanmış olanları kumrala dönmek isterken saç uçlarında küflenmiş gibi durma riskinden kurtarması. Birçok ten rengi ile kolaylıkla uyum sağlayan bu renk bence önümüzdeki dönemde Desert red kadar popüler olacak. Bu saç rengini Instagram paylaşımlarımda #aphrodite hashtag’i ile takip edebilirsiniz.  

    Garage’ın En Çarpıcı Tonu “Love”  

    Şubat ayında olduğumuzdan Sevgililer Günü nedeni ile aşk tüm kırmızılığı ile çevremizi ve ruhumuzu sardı! Bunun bizdeki yansıması da Love adındaki derin bir kızıl tonu oldu. Bu renk belki Garage Studio’nun alışılmış natürellik anlayışının biraz dışında ama benim çok sevdiğim bir laf vardır: “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” diye. Çevremiz renksizleştikçe hayatımıza renk katmak için kendimizden başlama fikri hoşuma gidiyor son dönemde. Bu benim gibi sizlerin de hoşuna gidiyor olacak ki Love rengini Instagram hesabımda ilk paylaştığım andan itibaren çok fazla soru ve mesaj alıyorum. Bu rengin hedef kitlesi belki Aphrodite ya da Kurşuni kadar geniş değil. Bana göre en çok beyaz tenlilere uyuyor. Ama yakıştığı zaman da oldukça karakteristik bir hava katıyor.  

    Peki siz kendi saç renginizi bulabildiniz mi? Yoksa hala arayışta mısınız? Eski saç renginizden sıkıldınız mı? Hata yaparım diye değiştirmeye korkuyor musunuz? Ya da yeni değiştirdiniz ama hayalinizdeki gibi olmadı mı? Bu yepyeni iki rengimiz ya da klasiklerimiz arasından gelin sizin saçınıza en yakışan rengi Garage Studio’da beraber keşfedelim. 

    Sevgilerimle

    Ahmet Coban

    İstediğiniz Saçlara Şimdi Sahip Olun!

    İstediğiniz Saçlara Şimdi Sahip Olun!

    Garage Hair Repair Studio’larda bir süredir üzerinde durduğumuz yeni konseptimiz MAKEOVER bu aralar sosyal medya paylaşımlarımda da en çok bahsettiğim konu. Çünkü yapmak istediğimiz size ihtiyacınız olan köklü değişimi yaşatıp mutlu etmek.

    Bazen uzun süredir hatalı giden şeyler olur. Mesela bir kere saçınızı sarıya boyatmışsınızdır ve nasıl dönüş yapacağınızı bilemezsiniz ya da tam tersi koyulardan açıklara dönmek zor gelir. Saçınızda çok sert geçişler vardır ya da aynı şekilde kesiminde çok sert katlar. Bazen bir yanlışı düzeltirken daha büyüğüne neden olunur. İşte sırf bu korku ile hiç dokunmamaya çalışırız. Ama bir taraftan da hayat geçiyor ve aynaya baktığımızda hoşumuza gitmeyen bir görüntü ile yaşamak için bir gün bile çok uzun.

    Bu yanlışları düzeltmek yerine moralinizi bozanlar, gözünüzü korkutanlar olabilir. Ama inanın her hatanın dönüşü o kadar karmaşık yollardan geçecek diye bir şart yok. Bazen küçük bir geçiş, bazen mikro makas darbeleri ile bazen de daha büyük adımlarla saçınızla ilgili kurduğunuz gerçek hayale ulaşabilirsiniz. Hem de hemen.

    Dedik ya hayat geçiyor ve bir gün bile kaybetmek için çok yazık bu nedenle benim en önem verdiğim konu müşterilerimi hayallerindeki saç ile hemen buluşturabilmek. Yani bir kuaför klişesi vardır ya; biraz kullan rengi oturur, biraz uzasın kesimi daha güzel durur. Ama ya olmazsa?

    Bu yüzden saçınızdaki eskiye dayanan ya da daha dün olmuş olsun hataları düzeltmek için uzun süredir denediğimiz ve geliştirdiğimiz birçok farklı teknik ile çözüm üretiyoruz.

    Gelin tanışalım, saçınızdan silmek istediğiniz hatalara beraberce çözüm bulalım. Bazen en pratik çözümlerle ne kadar büyük değişimler oluyor bilemezsiniz. Garage Hair Repair Studio’da MAKEOVER deneyimi ile istediğiniz saçlara ŞİMDİ sahip olmanızı sağlayalım.

    Sevgilerimle, 

    Ahmet Coban

    Leave-in Treatment No.2 ile “Yıka-Sık ve Çık”

    Leave-in Treatment No.2 ile “Yıka-Sık ve Çık”

    İşte Bu Kadar Basit! 

    Bazı güzellik ürünleri vardır asla vazgeçemezsiniz, muadilini bulamazsınız, seyahate giderken unutursanız çok üzülürsünüz… İşte Garage Hair Repair serimizde yer alan Leave-in Treatment No.2 tam da böyle bir ürün. 

    Durulanmayan saç kremi kategorisinde yer alan Leave-in Treatment, bizim ürün serimize eklememiz açısından önemli bir üründü. Çünkü Garage Organics serisinde ya da Hair Repair serisinde banyoda kullanılan klasik bir saç kremi yok. Çünkü açıkçası saç kremi banyoda çok kısa süre saçta kalıyor ve çoğu zaman hatalı kullanılıyor. Kısacası fayda sağlayacağına zarar getirebiliyor. Saçı yumuşatma etkisi de çoğunlukla hemen geçiyor.  

    Leave-in Treatment ise saçınızda kalan bir ürün olduğu için etkisini de uzun süre koruyor. Uygulanması da çok pratik, banyoda beklemenize, uzun uzun saçınızdan durulamanıza gerek yok. (Ayrıca az su harcattığı için doğaya karşı da duyarlı diyebiliriz sanırım). Bu pratiklik hepimizin bol koşuşturma içinde geçen yoğun hayatları için çok önemli. Kimi zaman kendimizi ne kadar kadar şımartmak da istesek çoğunlukla böyle bir zaman bulamıyoruz.  

    Bu pratik ürünü en iyi anlatan 3 kelime YIKA-SIK ve ÇIK. Eskiden yıka ve çık sloganlı şampuanlar vardı hatırlarsanız ama onların da yumuşatıcı etkisi pek kalıcı olmazdı. Leave-in Treatment’ı banyondan sonra havlu ile kuruttuğunuz, hafif nemli saça sıkın ve çıkın. Saçınızı anında yumuşatır, kolayca kırılmadan taranmasını sağlar, daha önemlisi nemi içine hapsederek bakıma gün boyu devam eder ve ısı ile şekillendiriyorsanız zarar görmesini engeller. 

    Bu harika ürünün bir başka iyi yanı da inceltilmiş losyon yapısı ile saçı yağlandırmaması. İçerisindeki bitki özleri ve yağlardan oluşan besleyici kokteyl saç açma işleminde yıpranmış hatta bizim hamurlaşmış dediğimiz oldukça zarar görmüş saçlarda bile çok başarılı.  

    Hani elinizin altında her zaman güvenebileceğiniz, etkisinden emin olduğunuz, sizi asla yarı yolda bırakmayacak bir ürün istersiniz ya işte Leave-in Treatment o ürün. 

    Yani banyondan sonra Leave-in Treatment No.2’le YIKA-SIK ve ÇIK size yeter! 

    Sevgilerimle, 

    Ahmet Coban

    Saç Bakımı Hakkında Bildiklerinizi Unutun 

    Saç Bakımı Hakkında Bildiklerinizi Unutun 

    Unutun, çünkü size alıştığınızdan çok farklı, saç bakımına dair yepyeni bir yaklaşımdan bahsedeceğim. Aslında benim için ve konuyu yakından bilenler için çok yeni değil ama aklınızdaki “neden benim saçlarım onca ürün kullanmama rağmen sağlıklı olmuyor?” sorusunun cevabı olabilir.  

    Bu zamana kadar saçlarınızı kuru, yağlı ya da karma olarak tanımladınız ve buna göre saç bakım ürünleri satın aldınız, kullandınız. Ama tahmin ederim çoğunlukla bir farklılık görmediğiniz için kısa süre içerisinde kullanmayı bıraktınız. Tabii ki hiçbir üründen anında bir mucize beklememek gerekir. Ama hepimiz az çok neyin iyi gelip gelmeyeceğini hızlıca kestirebilecek kadar ürün denemişizdir.  

    Bazı zamanlar sorun saçımızın cinsini yanlış tanımlamak olabilir. Mesela çok yağlı sandığımız saçlarımız aslında çok kurutan bir şampuan kullandığımız için kendini korumak adına fazladan yağ salgılıyor olabilir ya da çabuk kırılıyor dediğimiz saçlarımıza yumuşatmak için gerekli özeni göstermemiş olabiliriz.  

    Ama aslen Garage Organics markasını yaratırken aklımdaki yeni nesil saç bakım fikirlerinden size bugün biraz bahsedeceğim. Çünkü bunlar saç bakımı adına oyunun kurallarını değiştiren fikirler bence. Aynı zamanda benim markamın da neden bu kadar az üründen oluşan sade bir seri olduğunu da açıklıyor.  

    Ana fikir saçınızı kuru/yağlı /karma vs. diye sınıflandırmak yerine kök, orta ve uç bölümlerin farklı ihtiyaçlarının farkına vararak ona uygun olarak bakım yapmak. Yani bizim Studio’larda geçen adı ile #multimasking ya da #layering.  

    Tüm saçların kök kısımları en yeni ve en sağlıklı bölümleridir. Bu bölgedeki saçlar ayrıca saç derisindeki yağ tarafından korunur yani biraz daha yağlı bir dokuya sahiptir ve çok az işlem görmüştür. Orta kısımlar ise biraz yağını ve sağlığını kaybetmiş, daha olgun ve daha çok işlem görmüştür. Uç kısımlar ise en çok föne, ısıya, taramaya, renklendirmeye ve açma vb gibi işlemlere maruz kalmış ve en yıpranmış, incelmiş bölümlerdir.  

    Biz saçımızı yağlı veya kuru diye genel olarak sınıflandırdığımızda saçın en dibinden ucuna kadar aynı ürünü kullanırız ama belki de diplere o ürün çok yoğun gelir ya da uçlar için çok zayıf kalır. Bu nedenle doğru olan saçı diklemesine değil de yukarıdan aşağı doğru enlemesine bölümlere ayırarak ürün kullanmak olmalı. 

    Eğer saçlarınızın kök kısımları ve kafa deriniz gerçekten çok yağlı ise Garage Organics Pure Aloe ile yağ dengesi sağlayabilirsiniz. Orta kısımlarda ve uçlarda nemi geri kazandırmak için derinlemesine besleyen bitkisel yağlar içeren ama ince bir formüle sahip Hair Serum ile maske yapabilirsiniz. Eğer kök kısımlarınız kuru ve egzamadan rahatsız ise Hair Serum’u kullanmaya kökten başlayın. Eğer uç kısımlar çok yıpranmış ise o zaman saçı adeta yoğun bakım ünitesine alan Hair Balm saç merhemimizi kullanın.  

    Yani size önerim artık saç bakımına dair bildiğiniz ve sizi bir türlü hayalinizdeki sağlıklı saçlara ulaştırmayan klişelerden kurtulun yeni nesil #multimasking akımı ile tanışın.  

    Garage Organics ürünlerimiz hakkında ayrıntılı bilgi almak için lütfen tıklayın.

     

    Sevgilerimle, 

    Ahmet Coban 

    TV’ye Kadar Taşınan Ombre Konusuna Dair…

    TV’ye Kadar Taşınan Ombre Konusuna Dair…

    Geçtiğimiz günlerde üst üste birkaç mesaj aldım, hepsi aynı şeyi söylüyordu. Kuaförlükle ilgili TV programında bir yarışmacı Ombre’yi Türkiye’de ilk uygulayanın kendisi olduğunu söyleyince diğer bir yarışmacı da “orada dur, biraz ileri gittin, Ombre’yi ilk uygulayan Ahmet Çoban’dır” diyor. Videosunu izlemek beni duygulandırdı bunu da itiraf etmek isterim. Çünkü hem başarınızla anılmak güzel hem de bir meslektaşınızın tamamen kompleksten uzak olarak size övgüde bulunması nadir ve hoş bir şey. Beni az çok tanıyanlar, kötü rekabettense paylaşıma, destek olmaya ve iyi niyete ne kadar önem verdiğimi bilir. 

    Neyse Ombre konusuna geri dönersek… 

    Uygulamalarımız çok çeşitlendikçe Ombre geriye atıldı ya da Brushlight, Facelight gibi teknikler onun yerine aldı gibi geliyor belki ama Ombre hala benim göz bebeğim olan uygulamalardan. Benimle anılması da aslında bir tesadüf sonucu olmadı. Size hikayesini kısaca anlatmak isterim. 

    Bundan 7-8 sene önce iki renk uygulamalar konusunda biraz daha çalışmak gerektiğini düşünüyordum çünkü genelde uygulamaya alıştığımız teknikler istediğim kadar doğal olmuyordu. Çoğu zaman bant görüntüsü, sert geçişler, dikey olarak açık ve koyu tonların arası çok açık sonuçlar çıkıyordu. Ama baktığınızda doğada hiçbir şey tek renk değil ve içinde bu kadar keskin geçişler de yok. Degrade dediğimiz koyudan açığa giden bir görünüm var. Mesela sonbaharda rengi kızaran yapraklar, gün batımı… Ya da çocukken saçlarımızın güneşe verdiği doğal tepki gibi. 

    İşte tüm bunlardan çıkışla 2011 senesinde yeni bir tekniğin denemelerini yapmaya başladık. Artık kendimizi uygulamaya hazır hissettiğimizde de Ombre tekniğini müşterimizle tanıştırdık. Zamanla bir de “Sombre” gelişti. Sombre’nin açılımı aslında Soft Ombre. Yani daha yumuşak geçişler ve birbirine daha yakın tonlarla uygulanan bir Ombre versiyonu. Bir dönem sonra müşteri kitlemizin de yardımı ile organik olarak Ombre sosyal medyada ilk yayılan kuaför tekniklerinden biri oldu. Böylece Türkiye’de ismim Ombre’ye beraber anılmaya başladı. 

    Sonra hem Ombre’nin başarısından aldığım şevkle hem de daha gidilebilecek yolun olduğunu düşünerek denemelere devam ettim ve patentli fırçası ile Brushlight’tan Facelight’a, transparan boyadan Desert red’e ve kurşuniye birçok teknik ve renk geliştirdik. Ama beni sektörde çok farklı bir konuma getiren Ombre’nin markamın içindeki yeri her zaman çok ayrı olacak. 

    Sevgilerimle,

    Ahmet Coban